Yargının Ötesinde Sevebilen Bir Ben

 

Ustamın ağzından, hayatımda kendime dair en ağır gerçeklerden birini duyduğum o günü hiç unutmuyorum. Ne duyduğum değil, tavır ve hisler kazınmış aklıma. “Peki ne yapacağım ben şimdi bununla?” diye sormuştum. Endişeli, ne yapacağını bilmeyen, bir “büyük” tarafından yol gösterilmeye ihtiyaç duyan bir çocuk gibiydim. Ben bana kendimi düzeltmem, kendimden daha “iyi” bir “ben” yapabilmem için formüller sunacağını, ustamın da benim gibi konuyu önemseyip(!), benimle çözümleri üzerine kafa yoracağını düşünürken, o sakince “Hayatın içinde biraz gözle bu halini” diye cevap verdi. Sakinliği, konuyu hafife alır bir tavır içermiyordu. Aksine, söylediğinin bir insan için ağırlığının muhtemelen benden daha çok farkındaydı.

 

“Biraz bu halini anlamaya çalış…” diye devam etti, gözlerimin tam da içine içine bakarak. Ve bir kez daha sustu. Sonrasındaki sessizliğin, bana bir insanın dönüşümüne, genel anlamda dönüşüm sürecinin yapısına dair; sessizce, çok şey öğrettiğini düşünüyorum.

 

Söylemi, hali, tavrı çok derin bir şefkat içeriyordu. Herhangi bir yargı ya da böyle olduğum için bana öfke duyduğunu hissetmiyordum. Aksine sevildiğimi çok net algılıyordum. Karşımda bir insanın bu gibi bir durum karşısında neler hissedebileceğini, bunun ne gibi sonuçlar doğurabileceğini iyi bilen, karşısındakini seven ve onun iyiliğini isteyen, ancak hiç kimsenin başka bir insanın dönüşüm sürecini kontrol etmeye, onu “iyileştirmeye” gücünün yetmeyeceğini de bilen biri vardı.

 

Naif bir kişi tarafından kayıtsızlık gibi algılanacak tavrı, aslında bu ağır gerçeği bilmekten, sevgiden ve mütevazilikten kaynaklanıyordu. Bunu gördükten sonra, kimse beni sevginin yumuşak, bolca “çicek, böcek” içeren bir duygu olduğuna inandıramazdı. Ustamın dediği gibi “sevgi büyüten bir duyguydu” ve gerçeği içeriyordu ve “gerçek yakıyordu”, yakarak dönüştürüyordu...

 

Bir durumu ya da bir insanı yargılamak sık rastlanılan ve bizi de karşımızdakini de “dara sokan” bir deneyim… Bir de üstüne, kendimizden daha “iyi” bir ben” yaratma gibi naif özlemlerimiz de var ise, sonrasında kendimizi yargıladığımız için de ayrıca suçlayabiliyoruz. Aslında bir türlü kendi gerçeğimizi sevemiyoruz!

 

Karşımızdakine yargısız bir yerden yaklaşmaya çalışıyoruz  ancak içimizde bu bilgiye dair bir idrak gerçekleşmemiş olduğundan, bilgi hayata geçemiyor! Ortada bir kendi gerçekliğimiz var (Olan), bir de olmasını arzu ettiğimiz kendimize dair bir resim (yargısız, sevebilen bir “ben”) ve aslında ikisi örtüşmüyor.

 

Yargı, her ne kadar her zaman olumlu sonuç vermese de biraz çatışma yaratıp, içinde yaşadığımız ortamı “iyileştirmeye” yardımcı olacak bir itici güç olmak için var. Bazen de içeride, sadece o yargının içimizdeki karşılığına ışık tutmak için orada...

 

Kendi dışımızdaki yargılama hallerimizde de dışarıda insanları olmakla suçladığımız herşeyin kendi iç dünyamızda bir karşılığı vardır. Ve aslolan, içeride olanı görmektedir. İçerideki görüldüğünde, yargılayan “ben” de bitecektir.

 

Yargılamak bir başkasına VE BELKİ DE KENDİMİZE DE? “olmamış” olduğunu söylemenin bir başka halidir. KENDİMİZİ VE KARŞIMIZDAKİNİ olduğu gibi kabul etmediğinizin mesajıdır. Ve kimse aslında kabul edilmedikçe değişemez. Ne kendi kendimizi ne de bir başkasını öncelikle olduğu gibi kabul etmeden, dönüştürme şansı bulamayız.

 

Fiziksel egzersizin ötesinde, Olan’a tarafsız bir gözle bakmaya yönlendiren tüm yoga ve meditasyon uygulamaları, bizim kendimizle, Hakikatimizle bağ kurmamıza ve bastırdığımız taraflarımızı açığa çıkararak; bizi yüzleşmeye, mütevazileşmeye ve insan halimizi anlayarak, başka insanları da yargının ötesinde bir yerden görmeye başlamamıza yardımcı olabilirler. Bu bağlamda, kendi hakikatinden oldukça “uzaklaşmış” olan günümüz insanı için, insanı yeniden kendine ve içindeki sevgiye yaklaştıran tüm yöntemler, birer nimettirler.

 

 

Designed by Asu Somer and made with in Amsterdam by SeRiF