Büyümenin Yolları

 

Tüm ruhsal öğretilerin insana hem bu Dünya’da başkaları ile uyumlu bir şekilde yaşayabilmesi, hem de meditasyonda derinleşebilmesi için “olmazsa olmaz” olarak aktardığı ahlaki çerçeve, bir insanın içinde nasıl oluşur? Yogada, meditasyonda derinleşmenin yollarını arayan bir insan, nasıl kendinde bu özellikleri geliştirebilir? 

 

Ahlakçılık yapmadan; basma kalıp bir şekilde “Çalma!”, “Tembel olma!”, “Öfkelenme!” demeden; bu davranışların nereden kaynaklandığına bakacak olursak; bir insanın bazen açgözlülükten, bazen tembellikten, bazen öfkesini çıkarmak, bazense sadece hasedini azaltabilmek için çaldığını görürüz. Bazen, sınırlarını çizmeyi bilmediği için çalar... Çaldığı çok elle tutulan, büyük birşey değil ise, farkına bile varmayabilir çaldığının… Zaman çalar, hak çalar, emek çalar. Hiçbir şey çalmadığı yönünde de; güzelce kandırabilir kendini.

Madem bu çalma meselesinin ardında açgözlülük, haset, tembellik, öfke gibi sebepler var; nedir birini, bir diğerinden daha az açgözlü, tembel ya da öfkeli yapan?

Tanrı bir insanı büyütmesi için ona bir anne, bir de baba verir. Boyunu, kilosunu büyütmek değil; ruhunu büyütmek için. Annemiz bize hiç annelik yapmamış olsa da, babamızı çok küçükken kaybetmiş olsak da; illa ki birileri bize annelik ve babalık yapar. Şartlar ne olursa olsun; her zaman önümüzde, farkında olmadan davranışlarının ardındaki matematiği içselleştirdiğimiz varlıklar olur.

 

Çocuğu büyüten varlıklar, sınırlarını bilmiyorlarsa, hak yiyorlarsa, yeri geldiğinde açgözlülük yapıyor, rahatına düşkünlük gösteriyorlarsa; çocuk da benzer eğilimler gösterecektir. Hatta denilen o ki; çocuk anne ya da babadan “zayıf halka”yı kendine örnek alacaktır. İşine geldiğinde “babam da böyle” deyip, o da yapacaktır.

 

Tüm bunları yapmamak, insanın nefsini öldürmeden onu denetlemeyi öğrenmesini gerektirir. Mesela bir anne, kardeşini kıskanan oğluna, kıskanmasında bir sorun olmadığını ama kıskandığında kardeşinin canını acıtmak isteyen tarafını denetlemesi gerektiğini öğretmelidir ve bunun gibi nefsini öldürmeden geriye çekebilmenin örneklerini kendi hayatında da yaşıyor olmalıdır ki; çocuk bunu içselleştirebilsin.

 

Nefis denetimi temelde insanın sınırlarını doğru çizmesi ile mümkündür. Ve temelde bu sınırları öğrendiğimiz insanlar yine anne ve babamızdır. Bir ebeveyn, sürekli çocuğun sınırlarına müdahale ediyorsa, çocuğun kendi sınırlarını doğru çizebilen bir insan olması mümkün değildir.

 

Ahlaki gelişim kuramcılarından Kohlberg, insanın ahlaki gelişimini bireyselden toplumsala, toplumsaldan da evrensele uzanan, üç aşamaya ayırıyor ve her bir aşamayı da, iki evreye bölüyor. Bu ahlaki gelişim seviyelerinde, ilk aşamada insanların kendilerini denetleme sebepleri sırasıyla ceza almamak ve kendi istek ve gereksinimlerinin karşılanması (çıkarını gözetme); ikinci aşamada ise, başkaları tarafından onaylanmak ve toplumsal kural ve yasalara uymak. Aşamalardan ancak üçüncüye gelindiğinde, “kendi nefsi üzerinde denetimi oluşmaya başlamış olan bir insandan” bahsedebiliriz. Kohlberg üçüncü aşamaya ulaşma yaşının 14 olduğunu söylemiştir ancak yapılan araştırmalar yetişkinlerin tümünün bu aşamaya ulaşmasını mümkün olmadığını göstermektedir.

 

Günümüzde ceza ödül yöntemi ile çocuk yetiştiren, kendi çıkarlarını gözetmenin “normal” olduğunu düşünen ne kadar çok insan ve kurum olduğunu bir düşünün! Peki başkaları tarafından onaylanma ihtiyacını geride bırakabilmiş olan kaç kişiyiz? Kaçımızın annesi babası kendi nefsini denetleyebilir seviyede idi?

 

İnsan her zaman ana babasının seviyesinde kalacak değil elbet, ancak bu seviyenin ötesine geçmek de; öyle kolay değildir. Kendi çabanla, kendini yeniden doğurmayı gerektirir. Kendinle sıkı bir yüzleşmeyi ve bu yüzleşme için de, büyük bir cesaret gerektirir.

 

Bu yüzleşme nezlinde, yeniden çalma örneğine gelecek olursak; öncelikle çaldığını fark edecek insan. Sonra davranışının ardındaki sebepleri anlamaya başlayacak... Anlamaya başlamasına rağmen, yeniden aynı şeyi yapacak. Aynı şeyi tekrar tekrar yaşamak öyle acı verecek ki; değişmeye mecbur olacak... Değişim için büyük bir çaba sarf edecek. Hem değişmeye sonuna kadar niyetli olacak, elinden geleni yapacak; hem de süreç üzerinde hiçbir kontrolü olmadığını bilecek. Zamanla halini, kendine kızmadan anlar olacak. Anladıkça, mütevazileşecek. Anladıkça, o hal kendiliğinden dönüşmeye başlayacak.

 

Yaşanan her acı, “yol”u bulmak içindir ve böyle zorlu dönüşüm süreçlerinde insanın yanında bir yol gösteren olursa, “yol”u yürümek kolaylaşır. Adına ister guru, ister usta, ister mürşid deyin; adı ve sureti ne olursa olsun; insanın önünde kendi nefsini denetleyebilen, gerektiğinde ona ayna olan, ona öfkelenmeden her hali ile onu anlayan, kabul eden birinin değeri, paha biçilmezdir.

 

İnsan aynen ana babasının yanında onların hakikatinin ardındaki matematiği içselleştirerek şekillendiği gibi; ahlaki, ruhsal olarak kendinden daha gelişkin, onu seven bu varlığın yanında, yeniden şekillenir. Hamuru, kaderi değişir.

 

Hakikat’in matematiği en iyi bir ustanın dizinin dibinde öğrenilir. Kendimizi ahlak aşamalarının daha üst seviyelerine çıkarmanın yolu, kendimize yeni bir “büyüten” bulmakla mümkündür. Bu “büyüten” bazen hayatımızdaki zorlu deneyimlerin, ilişkilerin ta kendisidir; bazen de gerçek bir ustadır. Ve herşey, öğrenci hazır olduğunda olur.

 

Designed by Asu Somer and made with in Amsterdam by SeRiF